Mesnevi
1948
Bu izhâr-ı iğbirâr
ve bir nebze ahvâl-i şâir-i itibârdır
Ey yâr-ı kadîm-i bî-mürüvvet
Senden edeyim biraz şikâyet
Reddetmek için aratma hiç lâf
Yok sende birazcık olsun insâf
Sen bizden utanma mektubun kes
Biz bekler iken gârib ü bîkes
Yaz sonra da bir buçuk sahife
Envâ’-ı bahâne vü lâtife
Benden yana bakma hiç kusûra
Ben burada yabancıyım şuûra
Ünsiyyet edince Avrupa’yla
Sarhoşluğa başladım birayla
Deryâ gibi raksa rağbet ettim
Kızlarla temâsa rağbet ettim
Bir bar köşesinde postumuz var
Birkaç sarı saçlı dostumuz var
Bu tahattur-ı hayât-ı pür-ahenk
ve tezekkür-i çegâne-i çenktir
Daldıksa da böyle nev-hayâta
Sed çekmedik eski hatırâta
Gitmez gözümüzden eski demler
Sâzıyla sözüyle bezm-i cemler
Bir yanda şerâb ü mey dururdu
Bir yanda kemân ü ney vururdu
Canlar bu tarafta nûş ederdi
Sazlar o tarafta cûş ederdi
Bin şem’a yakardı neşveden cev
Âteş gibi başlayınca peşrev
En neş’eli çeşmi kan kılardı
Hey hey o ne dertli şarkılardı
Gözler dikilip kalırdı hâke
Başlarsa kemençe suzinâke
Bîsûd idi zapt-ı eşke ikdâm
Sel gibi hurûş edince hüzzâm
Girdikte terâneler hicâze
Başlardı gönüller ihtizâze
Bir kâm idi bî-vefa hayattan
Nısfıyye figân ederdi şattan
Bir haz yayılırdı kalb-i zâre
Sazlar koyulunca karcığâre
Yükseldi mi nağme-i ferahnâk
Şevkınden olurdu sîneler çâk
Aşk ile ederken âlem efgân
Bir bahse zemin olurdu cânân
Bu galeyan-ı aşk ü sevda
ve bir yanık nevâdır
Cânân yine düştü kalb ü hûşe
Tâb kalmadı başka nâme gûşe
Bahset bana şimdi Mustafa sen
Yalnız o nigâr-ı zulm-eserden
Düşmüş o civâna semt-i râhın
Duydun mu rivâyetin o mâhın
Gezdinse civâr-ı Üsküdar’ı
Hisseylemedin mi bûy-ı yârı
Ol şûh-ı lâtif ü bî-bedelde
Hışmı nigehinde tîgi elde
Her baktığını helâk eden bir
Keştî-i derûnu çâk eden bir
Ummâna tesadüf eyledin mi
Cânâna tesadüf eyledin mi
Gördün mü o mehlikâyı ey dost
Anmaz mı bu bî-nevâyı ey dost
Mecnûnuna iğbirârı çok mu
“Yârin bize bir selâmı yok mu”
Gel gördü isen o nevnihâli
Şerh et ona bendeki bu hâli
Sevdâ-zede oldu kalb-i zârım
Şerh et ona hal-i bî-kararım
Şerh et ona iptilâ-yı rûhu
Şerh et ona mestî-i sabûhu
Gönlüm ki bir aşka müptelâdır
Şerh et ona aşk bir belâdır
Şerh et ona çoktur ıstırâbı
Şerh et sitem olmasın cevâbı
Bu bir tarikle istida-i divân-ı Galip
ve bilhassa nazar-ı dikkatli câlibdir
Gönlüm yine zübde-i sebûdur
Lâkin sebebi o mah-rûdur
Bir gün bile geçmiyor elemsiz
Bilmem yaşanır mı burda demsiz
Hem dem mütekarrib-i fenâyım
Mihnet-keş-i günc-i inzivâyım
Yalnız burada benimle hem-hâl
Mey bir de Fuzulî-i elem-hâl
Gam ceyşi bana edende savlet
Birkaç gazel eylenir kıraet
Ağalar bana gâh hayâl-i Leylî
Mecnûn beni gâh eder tesellî
Bir demdi ki Galib-i sühan-kâr
Olmuştu dahi benimle hem-bâr
Çün şimdi o yâr-i gâre dûrum
Bi-şüphe melûl ü bî-huzûrum
Düştüm yine hüsne iştiyâke
Yok takatim aşktan mezâke
Ey Mustafa etmeyip hiç ihmâl
Derhal bana bir haber et isâl
Bu bir fahriye-i bâlâ-pervaz
ve hudâ-yı lemyezele duâ vü niyâzdır
Destimde kalem bir ejderhâdır
Çün sâhibi sâhib-i dehâdır
Mazi ile azken iştigâli
Nazmetti bu şi’r-i hoş meâli
Çok görmeyin andaki hatâmı
Başlandığı gündedir hitâmı
Küffâr ile şebb ü rûzum
Lâkin yine zindedir arûzum
Tenzîlime etmeyip tenezzül
İnsâf ile eyleyin tahayyül
Hurşîd-i cedîd-i hâverim ben
Mağrib ile de berâberim ben
Âsârı da zaptedince nûrum
Bir bir sönecek meşâil-i Rûm
Encüm çekilip birer kenâre
Benden edecekler istinâre
Hürmetle nigâh edin uzaktan
Bir mevhibedir bu zât-ı halktan
Bahşetti bana fezâ-i dûru
Bir kıldı tevazûu gurûru
Yok şükrüne çünkü bende takat
Elhamd o hudâya hamd-i bîhad
Bu hâtime-i kelâm
ve ehibbâya kısaca selâmdır.
Ummân-ı hâyale daldı hâmem
Bir hayli mutavvel oldu nâmem
Kestim hele burda ben kelâmı
Ahbaplara bolca tut selâmı
Ey Mustafacık senin de mahsûs
Çeşmân-ı lâtifin eylerim bûs
Mektubu unutma gâh ü bî-gâh
Her işte muinin olsun Allah
(Yeni A dergisi, Mart 1973)